Monthly Archives: Mart 2009

Bugün öğrendiklerim

Magna Carta (biliyordum da tarihi vs gibi detayları yoktu iyi oldu refresh! ) 1215, Kral John. İETT: İstanbul, Elektrik, Tramvay, Tünel, kuruluşu 1800’lerin sonlarıymış. Washington D.C : D.C’nin açılımı District of Columbia, Colombia değil. ABD’nin başkenti, 50 eyaletten biri değil ama kendi başına bir eyalet de değil, özel bir bölge…
İstanbul’da muhakkak yapılması gerekenler

İstanbul’da muhakkak yapılması gerekenler

Dünkü Hürriyet Cumartesi ekinde vardı. Savaş Özbey liste yapmış. İstanbul’un 50 keyfi diye. Benim de hep aklımdaydı benzer bir liste yapmak. Şimdi üşenmedim mitingler sebebiyle sokağa çıkmakta tereddüt ettiğim bu Pazar sabahı oturdum ve yazıyorum. ( Elimde dünkü gazete de var kopya çekebilmek pardon esinlenebilmek için) TV’de de en sevdiğim…

mantığım duygularıma 2 tokat atsa…

O zaman adam olacağım. Ama neredee… Galatasaray’dan başka takıma geçmek kadar imkansız bir şey benim için. Olasılıksız bir durum. Ve sanırım yapacak da bir şey yok. Bırak aksın gitsin. Bunu da diyemiyorum illa hakim olacağım akıp gidene. Ne yaman çelişki. Geçmişi düşünüyorum benzer şeyler yaklaştığında nasıl da püskürtebilmiştim. Neden şimdi…

every little things gonna be alright…

Hadi artık şu meşhur bahar gelsin! Etraf renklensin, güneş bu renkleri gözümüze soksun. Boğazda erguvanlar açsın. Anadolu kavağına gidelim. Hatta daha başka başka yerlere, adalar gidelim, bisiklet kiralayalım, rüzgar yokuştan aşağı inerken yüzümüze çarpsın. Ya düşersem bisikletten diye hafiften korkalım… Heyecan yaşayalım, ama yeter ki artık şu bahar gelsin… Sıkıldım…

Küçük Yolculuklar

Yeni hevesim bu web sitesinde gördüğüm pastoral hafta sonunu birkaç arkadaşımla gerçekleştirmek. http://www.kucukyolculuklar.com/ Biraz daha havaların iyileşmesini bekliyorum. 3-4 hafta sonra cumartesi günübirlik ya da eğer daha kalabalık olursa kalmalı bir şekilde gitmek, kaçmak istiyorum böyle bir köye… Sonra da Taşşşkın’la plan yaptık, Saroz’da ahtapot yiyeceğiz. Bu heyecanlarım olmasa depresyonun…

The Reader

The Reader’i izledim bugün. Aklımdan çıkmıyor. Bir alman delikanlının kibar kibar ingilizce konuşması, kendinden yaşça büyük bir kadınla aşk yaşaması, okumaya olan düşkünlüğü, hayatı boyunca bu aşkla bir şekilde yaşıyor olması… Konusu gerçekten çok güzel, hisli bir film ayrıca. Bana da Florian’ı hatırlattı. Yılda 2-3 kez dürtüyoruz birbirimizi “I just…