
Bu psikolojiden hemeen çıkıyorum ve anlatmaya devam ediyorum. 🙂 Eda ve Ferruh benden önce gittiler Edirne’ye, ben onlarla buluştuğumda ana turu bitirmişler, yerli birinin onlara göstereceği güzellikleri keşfetmek için hazırdılar. Meriç nehri kenarındaki turistlerin bilmediği, Edirnelilerin bildiği piknik alanına gittik. Aman allahım o mangal kokuları neydi öyle? Patlıcan, yeşil biber… Bayılırım, etten daha çok onların kokusunu severim mangalda. Nehrin iyice kenarına kadar gittik, kum öbeğinin üzerine serbestçe bıraktık kendimizi. Birkaç saat şuursuzca yatabilirdim orada. Tüm arkadaşlarımı davet ediyorum Edirne’ye. Bu kadar yakın bir şehir ve bu kadar muhteşem. 1 gün bile yeter, ben hızlandırılmış tur yaparım herkese… 

Cumartesi gününe ait en güzel keyif ise nehir kenarındaki Emirgan çay bahçesinde bira bardağında bol köpüklü ayran ile sodayı karıştırmak oldu, hararetimizi aldı, içimizi ferahlattı.
Yine gideceğim, yine içeceğim…
Aklıma gelmişken chill-out’a gitmedim dün. Giden arkadaşlarım eğlenmişler, anlattılar. Benim için dün babamla başbaşa formula 1’i izlemekten daha keyifli olamazdı hiçbir şey…
Edirne’de kalınacak oteller: Kervansaray Otel (Gerçek bir Kervansaray, ama tarihi eser olduğu için odalarda lüks bir şey aramayın, yapılamıyor maalesef)
Taş Odalar, Fatih Sultan Mehmet’in süt annesinin evinden yapılmış butik, lüks otel. Çok güzel ancak geceliği 200 Euro civarında.
Efe Hotel. Temiz, küçük ama iş görür.
Balta otel, büyük ve eski, şehrin içinde ama çarşıya uzak. Bu arada şehir minicik zaten.
Altunhan Hotel, şehrin tam göbeğinde, çarşıda:) en yenisi.