Vee fotoğraf platosu Porto!

Vee fotoğraf platosu Porto!

Lizbon‘da geçen ılıman, leziz ve harika 3 günün ardından, 25 Euro’ya aldığım tren bileti ile biraz kuzeye bu sefer Porto’ya doğru ilerliyoruz. Bağların, tarlaların, köy ve kasabaların arasından sonbahar renkleri eşliğinde değişik bir Avrupa ülkesinde olmanın verdiği yoğun hisle trende yerel biramı yudumluyorum. En sevdiğim şeylerden biri seyahat esnasında oraya özgü bira, şarap ya da varsa farklı bir kahvesi onu içmek. Keyifle hem de… Küçük defterime hislerimi aktarmak da seyahat sonrası bana hediye gibi oluyor.

20161009_122538

Yol 3 saat, gerçekten farklı bir Avrupa ülkesi Portekiz, hoş ben İspanya’nın güneyini görmedim, belki benzerlikler vardır ancak beyaz badanalı binaları, muntazam kiremitleri il sarı tonlarda bir pastel resimde geziyor gibiyiz.

20161011_104743

Porto’ya yaklaştığımızı sola bakınca okyanusun puslu görüntüsünden bir de yerleşimin artmasından anlıyoruz. Duoro nehrini görünce de hah geldik diyoruz. Köprü üzerinden karşıya tren istasyonuna kadar devam ediyoruz. Akabinde taksiye atlayıp otelimize varıyoruz. Otelimizin ismi Villa Vitoria Village, Rua das Flores isimli trafiğe kapalı ünlü bir caddenin üzerinde, bahçeli, oldukça keyifli bir otel. Yerinin bu kadar merkezi olması da önümüzdeki 3 gün içinde bize oldukça fayda sağlayacak.

20161010_102233

Otel resepsiyonu Pazar günü olduğu için her yerin kalabalık olacağını, deniz mahsüllerini bugün yiyebileceğimizi ancak Pazartesi günü yememizi tavsiye etmeyeceklerini belirtiyor. Neden diye sorduğumuzda, Pazar günü balıkçılar denize çıkmadıkları için taze deniz ürünü bulamazsınız diyorlar. Taze olmamasından kastı da Cumartesi tutulmuş olanlar. Neyse biz uyuyoruz bu tavsiyeye, o gün deniz mahsülü yiyip, Pazartesi gününü benim bulduğum başka bir keşfe bırakıyoruz.

img_20161010_094344

Hotel Vitoria Village

Otelden çıkıp nehir kıyısına Ribeira bölgesine iniyoruz. Hava nefis, turist öyle böyle değil gani gani. Yerli halk da günün tadını çıkarıyor. Bol yokuşlu her ara sokağı başka güzel olan bu şehir herhalde ömrümde ne fazla çektiğim yer oluyor. Yemek yedikten sonra Ponte Luis köprüsüne doğru yürüyoruz, amacımız karşıya Gaia tarafına geçip, meşhur şaraphaneleri gezmek. Köprü hem yayaya hem de araçlara açık olduğunda oldukça yoğun. Köprünün üst bölümünden de hafif metro geçiyor ve yine yayalar da. Ertesi gün onu da deniyor olacağız.

DCIM100GOPRO

Ponte Luis Köprüsü

Gaia bölgesi, sokak sanatçıları, satıcılar, kestanecilerle dolu. Şarap evleri de tıklım tıklım. Kimi tadım yapıyor, kimi üreticilere ait müzeleri geziyor. Bunu hafta içine bırakalım ki kalabalıktan arınmış olsun düşüncesi ile akşam üzeri serinliğine kadar da nehir kıyısındaki gezintimiz devam ediyor.

20161011_194302

Akşam toplam şehirde yaptığımız 15 km’lik yürüyüş sonrasında güzel odamıza dinlenmeye çekiliyoruz. İlk gün gördüklerimiz; Mercado Ferriera Borges, Ribiera civarı, Gaia Bölgesi, Ponte Luis köprüsü, şehrin kuzeyinde kalan tarihi binalar ve Praça da Liberdade meydanı. Bol bol da ara sokak!

20161010_103540

İkinci gün hedefimiz biraz daha yokuşlarda yorulmak! Torre dos Clerigos ve civarındaki tüm yapıları görüyoruz. Meşhur Livraria Lello kitapçısına maalesef giremiyoruz, zira çok kalabalık. Şehir zaten turist ile dolup taşıyor. Bütün sokaklar öyle güzel ki anlatamam. Çok mutluyum geldiğim için, yokuşlara kızmıyorum hiç, tıpış tıpış çıkıyorum sonunda muhakkak bir ödülü oluyor, ya güzel bir manzara, ya güzel bir bina, ya da güzel bir şarap, yemek…

20161011_132022

Mesela Pasteis Bacalhau’dan alacağınız bizim içli köfte benzeri peynir, patates karışımı kızartma ve yanında verdikleri tatlı sert beyaz şarap bir süre sizi idare eder, o yokuşu bir sonraki gün yine çıkarsınız. Hoş ben şaraptan memnun kalmadıysam da yine gidip yemek için bahaneler aradım.

20161010_120819

Cafe Majestic

Tapabento da akşam yemeği için küçük ancak nefis tapasları ile ünlü bir restoran. Fiyatlar İstanbul’da herhangi ortalam bir restoran ile aynı. Lezzet eşsiz.

20161009_163131

Biz yürüdükçe yürüyoruz, Cafe Majestic’e gelip şampanya ve yumurtalı ekmekten yaptıkları tatlıyı denemeden olmaz diyoruz. Budapeşte’deki New York kafe gibi eski dekorasyonu, piyanosu ve hızlı servisi ile kapıda kuyruğu görünce hah burası diyeceğiniz bir yer. Ayrıca tüm turistler de burada.

Günlük gezimi anlatırken birden sırf yeme içmeye geçtim. Karnım da tok oysa.

20161010_145521

A Sanderia Do Porto

Bir de benim özel keşfettiğim bir sandviççi var ki kıtır ekmekleri, bardakta getirdikleri fesleğenli mozarella-domates salatası iştah açıcı. İsmi “A Sanderia Do Porto”, Rua Flores’in ara sokaklarında. Öğlen açılıyor, bazen öğleden sonra kapalı olabiliyor, tabelası yok, varsa da çok minik, dükkanın kendisi zaten çok küçük. Yine kapıda 3-5 kişinin beklediğini görünce herhalde burası dedik ve biz de beklemeye başladık. 10-15 dakika sonra sıra bize geldi, herhalde hayatımda yediğim en iyi sandviçlerden biriydi. Giden beni düşünsün ne olur. Mutlu olacağım yeniden.

20161010_161050

Yürümelerimiz bitmiyor şehirde taşıma aracı olarak bindiğimiz bir tekne var ki o da nehir turuydu, 12,5 Euro tüm turlar, iki köprü arası gidip geliyorlar. Diğeri de Ponte Luis’in en üst bölümünde yürüdükten sonra 5  Euro verip, Gaia bölgesine teleferikle indiğimiz araç oluyor. Fotoğraf çekmek, anıları hafızaya yerleştirmek için her ikisi de parasını hak ediyor, iyi ki yapmışız dedirtiyor.

Şehir efsane güzel, büyülü gibi. Lizbon’dan çok farklı. Hangisinde yaşamak istersin diye bana sorulsa kesinlikle Lizbon derim ama arada Porto’ya kaçar mola veririm.

20161011_103124

Şehirde bir başka efsane yapı da Sé Katedrali. Otel odamıza her sabah müzik sesi geliyordu, ben sanıyordum ki hemen bizim sokaktan geliyor. Katedral bahçesine gidince anladım, oradaki sokak müzisyeninin melodileri taa aşağıya, hatta şehre yayılıyormuş. Kilise gezmelerim aslında Vatikan ile zirve yapmış, bundan sonra ee hepsi aynı zaten diyordum. Sé katedrali de aslında özel değil ancak bahçesi, şehre yukarıdan bakıyor olması ile farklı bir havası var.

20161010_102905

Bir de şehirde o kadar çok hostel var ki anlatamam. Sanırım genç turistlerin de uğrak noktası Porto. Lizbon da öyleydi gerçi.

Kaçırılmaması gereken bizim de atlamadığımız bir başka yapı da tren gar binası oluyor. İçi muazzam çinilerle dolu bu koca yapı gece ayrı, gündüz ayrı güzel.

20161011_103908

Üçüncü ve son günümüzde geriye ne kaldıysa yine tabana kuvvet dolaşıyoruz biz. Öğle yemeğimizi Cantina 32′de yeniden yorumlanmış Portekiz mutfağı olarak yiyoruz. Oldukça modern bir restoran, deniz mahsülleri diğer seçtiğimiz yerler gibi yine başarılı. Kendimi iki dakika tebrik ediyorum, yine ne güzel doyduk diye.

20161011_144822

Cantina 32’de kabaklı ahtapot!

Foursquare bu keşiflerde inanılmaz yardımcı oluyor. Hem yakında ne var, hem yorumlar ve daha evvelden gidenlerin paylaştıkları fotoğraflarla doğru kararı vermek kolaylaşıyor.

Porto’da nedense pek harita kullanmadım, şehir eski ve pek çok ara sokaktan oluşsa da birinci gün hemen alışıp öğreniyor insan.

20161010_151945

Uygun bilet bulduğumda yine gidilecekler listesinde şu an Portekiz Lizbon ve Porto şehirleri ile bir numarada yer alıyor.Belki daha görülecek daha çok küçük şehri var, hatta belki birkaç ada bile olabilir, okyanusta… Neden olmasın ki?

 

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir